Friday, 06 June 2014 02:05

Afrikayı ATİAB ile Tanıdım

Son yaptığım seyahatlerde dört Afrika ülkesi görme fır-satım oldu. Değişik zamanlarda sırasıyla Kongo, Kamerun, Sene-gal  ve Burkina  Faso’ya  gittim.  Gördüklerim  karşısında hayıflandığım da oldu ama çoğu zaman yaşadığım ülke Türkiye’ye şükrettim. Öyle Afrika uzmanı falan değilim, yazıdaki amacım bu gezilerdeki gözlemlerimi sizlere aktarabilmek ve eğitim amacıyla kara kıtaya gidenler sayesinde Afrika ve Türkiye arasında bir köprü kurulmuş.

Yapımına çok geç kalın-mış bir köprü ama Türk Hava Yolları’nın kısa zaman içerisinde Afrika’nın her önemli merkezine direkt sefer düzenlemesi yal-nızca bir ulaşım başarısı değil aynı zamanda Türkiye’nin imajı için de önemli bir gösterge. Bu bilinmedik ülkelere ilk gidenlerin işçi olsun, işveren olsun, eğitimci olsun, ne olursa olsun akıncı-lardan bir farkı yok aslında. Ticari, kültürel, sportif ilişkilerin baş-latıcısı bu yeni yüzlü akıncılar.

caner

Yüzyıllarca sömürülmenin sonunda tabii ki ciddi bir fa-kirlik yoksulluk söz konusu. Hele Kongo -ki bu ülkelerin içinde en fakiri ve sorunlu olanı, yaşamak için gerekli minimum gerek-sinimlerden bile yoksun. Yeni Beyaz Türklerin iyi yaklaşımı halk-lar tarafından ne kadar bilinmeye başlasa da size bakan gözlerde beyaz adam (kötü adam) olmanın dezavantajını görmemek müm-kün değil. Kongo’da korkmadım dersem yalan olur. Türkler bu imajı silmeyi başaracak gibi görünüyor, ama biraz daha zaman ge-rekir. Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımını anlatan en güzel konuş-mayı  Kamerun’da  Sayın  Cumhurbaşkanımız  Kamerunlu  iş adamlarına yaptığı konuşma ile gösterdi. Sömürgecilikten, insan-lıktan, sevgiden bahseden tarihi bir konuşma idi Abdullah Gül’ün konuşması. En az on defa ayakta alkışlanarak kesildi konuşma. İşin bir diğer ilginç yanı Kamerun’lu işverenlerin yüzde sekseni-nin kadın olmasıydı. Büyük bir gururla Cumhurbaşkanımızın konuşmasını izlerken bizden çok daha ekonomik olarak geride olan bu ülkenin kadın işverenlerinin salondaki çoğunluğunu görmek beni şaşırttı.

Senegal ise köle ticaret merkezi olmaktan uzaklaşıp ticaret ve turizm merkezi olma yolunda. Sokaklarda hiç asker görmedim. Sordum. Askerlik nerdeyse yok gibi bin kişiye bir asker düşüyor-muş. Neredeyse polis de görmedim. Medeniyet farklı bir şey; me-deniyette kültürel birikimin katkısı büyük ve bu da parayla elde edilmiyor. Demek ki her şey zenginlik veya fakirlikle ilgili değil. En son Burkina Faso’ya gittim. Öyle faso fiso değil Afrika Türk iş adamları derneğinin yapmış olduğu olumlu çalışmaları
gördüm, kendime değişik dersler çıkarttım. Burada da fakirlik var ama sanat da var.Burkina Faso’da ulaşım daha çok motosikletlerle
yapılıyor. Motosikletlerin çoğunu da kadınlar kullanıyor ve bir ço-ğunun da sırtında çocukları var. Orada da polis var ama silahları yok. Bütün araba ve motosiklet kargaşasına rağmen trafikte insan-ların arasında inanılmaz bir saygı var. Çocuklu Motosiklet kulla-nan kadınların bir an Türkiye’de olduğunu düşündüm. Bizim toplumun yargısı ne olurdu acaba?

Kiminde biraz altın, kiminde değerli maden, kiminde petrol var kiminde kayda değer bir şey yok ama bir kez daha görüyorsun ki en önemli maden insan ve çoğu zaman anlamaz insan en değerli kaynağın kendisi olduğunu.

Caner AKSÜT
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Read 2136 times Last modified on Tuesday, 10 June 2014 19:48