Thursday, 05 June 2014 23:33

Afrika’daki Projeler

Türkiye Afrika’ya geç de olsa kavuştu; önemli olan bu buluşmanın sağlam zeminler üzerine oturtulmasıdır. Eğer bu başarılırsa atalarımızın asırlık kardeşlik ilişkilerini yeniden ihya etmiş olacağız.

Afrika kıtası genel itibarıyla kuzey ve güney diye iki ana parça halinde ifade edilmektedir. Kuzeyde Mısır dâhil edildiğinde 6 ülke Büyük Mağrip olarak isimlendirilmektedir.

 

turkiye-nin-afrika-acilimi-4311925 o

Dünya Bankası bu zor dönemde kıtaya yönelik yardım musluklarını kesmişse de bunu 2010 yılında tekrar açarak iyiye giden du-ruma ciddi oranda katkı sağladı. 2010 yılı itibarıyla Afrika kıtasında gerçekleştirilen projelerin tutarı 35 milyar doları geçmişti. Kıta hakikaten makûs tarihini yenecek ve gelecek 20 yılda dünyanın sadece hammadde kaynaklarına heveslendiği bir kıta olmaktan çıkarak bu kaynakları bizzat yerinde ve uygun istihdam gücünü harekete geçirerek değerlendirecektir. Afrika’nın dışarıya hammadde kaynaklarını ucuza satan ülkeleri bundan böyle hem kendi insanlarını yerinde tutacak, hem de her türlü mamul madde için pazar olmaktan çıkıp kendine pazar arayacaktır   
Türkiye Afrika İlişkileri ve Afrika’daki Projeler Türkiye Afrika’ya geç de olsa kavuştu; önemli olan bu buluşmanın sağlam zeminler üzerine oturtulmasıdır. Eğer bu başarılırsa atalarımızın asırlık kardeşlik ilişkilerini yeniden ihya etmiş olacağız...

Kıtanın önündeki en ciddi engel ise kalifiye insan gücüne ve ihtiyacı olan teknolojiyi kendisine taşıyacak sağlam ortaklara sahip olmamasıdır. Şu anda Çin her bir ülkeye on binlerce insanını taşıyarak adeta koloniler oluşturmaktadır. Kısa vadede Afrika’nın farklı ülkelerinin ekonomik anlamda üreten ülke konumuna gelmelerini sağlasa da yerli insan gücü bu girişimlerin dışında kaldıkları sürece, uzun vadede, sağlanacak kalkınma kıtanın öz kaynaklarıyla değil geçici bir usulle olacaktır.   Türkiye, kıtanın en azından kuzeydeki ülkeleriyle bin yıllık ortak geçmişinin de verdiği refleksle kıta yerlilerini daha iyi anlama imkânlarına sahip bulunmaktadır. 19. yüzyılın ik-inci yarısında Afrika, Avrupalılarca Osmanlı Devleti’nin elinden adım adım alınıp kapatıldığı, 20. yüzyılın ilk yarısında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kapılarını adeta hiç açmadığı bir kıtaya dönüşmüştü. 1980’li yılların ortasında kendi içinde kalkınma hamlelerine hız veren ülkemiz her ne kadar 1990’lı yılların ortasında ciddi sıkıntılar yaşasa da sonlarına doğru yeniden güçlen-meye başlamış ve Afrika’nın bir cazibe merkezi olacağı öngörülerinde bulunmuştu. Eğer o gün imkânlar elverseydi, Türkiye’nin bugün ki Afrika’da varlığı çok daha güçlü. Öte yandan atılan küçük adımlar büyüklerine ön ayak oldu ve 2000’li yıllar bu kıtanın her tarafıyla yakından ilgilenmeyi zorunlu hale  getirdi.  2005  yılına  kadar Afrika’daki Türk  elçiliği  sayısı  12’yi geçmezken ülkemiz 2012’de kıtanın 30 ülkesinde büyükelçilik bulunduran bir  ülke  konumuna  geldi.  Dünya  genelinde  125  büyükelçiliğimizin bulunduğu göz önüne alındığında dört büyükelçimizden birisi artık Afrika’da bulunuyor demektir. Çok değil 1990’lı yılların ortasında bile Sahraaltı Afrika’da bulunan 6 büyükelçimizin her biri ortalama yedi sekiz ülkeye akredite oluyor ve diplomatik ilişkiyi çok uzak mesafeler üz-erinden yürütüyordu. Kısacası Afrika’nın kapıları bize, bizim kapılarımız da onlara kapalı gibiydi. Türkiye’nin kendi ürünleri Afrika’ya Avrupalı tüccarlar aracılığıyla ulaşırken, kıta ülkelerinden almak durumunda olduğumuz ham-madde, yarı mamul hammaddeler de yine Avrupalı şirketlerce temin ediliy-ordu. Ticaret hacmimiz de ister istemez iki taraflı olarak çok yetersiz kalıyordu. 2010’lu yıllara geldiğimizde artık bu kıtayla ticaret hacmimizin 20 milyar sınırına geldiğini, belki de aşmakta olduğunu görüyoruz. Türk Havayolları yirmi civarında Afrika başkentiyle Libya, Nijerya ve Güney Afrika gibi bazı ülkelerde ikinci şehirlere uçarak ülkeler arasındaki ulaşımı olabilecek en kısa süreye çekti. Afrika’daki eğitim, sağlık, fakirlik ve diğer insani  konularla  genelde  eski  sömürgeci  ülkeler  ilgilenirken  Türkiye Cumhuriyeti’nde birçok resmi kurum ve sivil toplum kuruluşu için de bu kıta öncelikli ilgi alanı haline geldi.

Sosyal hayatın her yönünü ilgilendiren faaliyetler, ortak dini duyguların paylaşılması,  ortak  ticaret  köprülerinin  kurulması,  devlet  adamları zirvelerinin tesisi, ortak medya forumlarının tertiplenmesi gibi etkileşimler her geçen yıl çeşitlenerek devam etmektedir. Türkiye Afrika’ya geç de olsa kavuştu; önemli olan bu buluşmanın sağlam zeminler üzerine oturtulmasıdır. Eğer bu başarılırsa atalarımızın asırlık kardeşlik ilişkilerini yeniden ihya etmiş olacağız...

Prof. Dr. Ahmet Kavas Çad Büyükelçisi

Read 2913 times Last modified on Friday, 06 June 2014 01:34