Dost Afrika

Doğu medeniyeti ile Bati medeniyeti arasında, özellikle insani açıdan bakıldığında büyük farklar mevcut, güneşin doğuşuyla aydınlığın başlayıp yayılmasıyla, gurup vak-tinde karanlığın perde perde koyulaşması arasında olduğu gibi. Bu farklılığın en somut ve inkâr edilemez örneği, her iki medeniyete mensup insanların, toplum ve devletlerin Afrika kıtasına bakışı ve orayla kurdukları ilişkilerin tarih içindeki seyridir.

  Batı, Afrika’ya asırlar boyunca, her çeşit gücüyle, kutsal kitaplarıyla, ordusu, topu ve tüfeği ile yüklenmiş; kıtanın batı sahillerinden gemiler dolusu Afrikalıyı köle olarak Amerika kıtasına taşımış ve güneşin bu hür insanlarının ülkesi, Akdeniz sahil-lerinden  Ümit  Burnu’na  kadar  ‘Esir  Kıta’  haline  dönüşmüştür.  Avrupa Sömürgeciliğinin kara lekesi, en acımasız şekilde, Afrika’nın üzerine düşürülmüştür.

  Doğu medeniyetinin temsilcilerinin ve özellikle de büyük ecdadımız Osmanlıların bu ‘talihi kara’ kıta ile temasları, Batı’nın tam aksi istikametinde ‘Kurtarıcı’ sıfatı ve girişimiyle olmuştur. Kuzey Afrika’nın dost halkı, tek kurtuluş yolunun Osmanlı ecdadımıza başvurup istilacı Batı kuvvetlerini tard etmek olduğunu görmüşler ve İstanbul’a ricacı heyetler göndermişlerdir. Taleplerinin Padişah tarafından kabul edilmesiyle Osmanlı donanması harekete geçmiş, Batı kuvvetleri mağlup edilerek, Kuzey Afrika zulüm ve esaret altına düşmekten kurtulmuştur.

  Emperyalist yayılmacılığından vazgeçmeyen sömürgeciler, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasını fırsat bilerek Atlas Okyanusu’ndan, Kızıldeniz'e kadar uzanan Kuzey Afrika’yı da 19. asrın sonlarına kadar geçen zaman diliminde Cezayir’den  başlayarak  Mısır'a kadar  hegemonyaları  altına  almış, müstemlekeleştirmişlerdir.20. asrın ilk çeyreği bitmeden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının, müstevlileri Anadolu topraklarında mağlup ederek Türkiye’nin tam istiklalini tekrar ilan etmeleri bütün esir milletler gibi Afrika’nın mazlum milletlerine de örnek olmuş, onların da milli kurtuluş hareketlerini başlatmalarına yol açmıştır. İkinci Dünya Harbi’nin de hazırladığı şartlar zemininde Afrika halkları istiklallerine kavuşmuş ve Güney Afrika örneğinde olduğu gibi kendi ülkelerini kendileri idare etmeye başlamışlardır.

  Türk milletinin Afrika ve Afrikalılara karşı beslediği sevginin bir temsilcisi olan bir idealist, eski Kahire ataşesi, Türk diplomat ve işadamı aziz dostum Adil Kılıç beyefendi, Batı Afrika’da, Burkina Faso ve Fildişi Sahili Cumhuriyetlerinde kurduğu dernekler ve yaptığı çalışmalarla üzeri küllenen dostluk korunu simdi bütün sıcaklığı ile önümüze getirmektedir.

  Şimdi zaman, Adil Kılıç ve dostlarının bu çaba ve çalışmalarına omuz vermek zamanıdır. Hepimiz sorumluluğumuzun bilincinde olmalıyız. Tarihin parmağı Afrika’yı gösteriyor.

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş